|
M. Yusuf Ergün
Gazze’ye…
Gazze’ye düşen bombayı Gebze’ye atılmış sayanlar terk-i
diyar ettiler…
Kupkuru kınama demeçleri sana hediyemiz olsun ey Gazze…
Seni bedbaht eden, yaşadığın coğrafyanın ateşten bir
çember olması değildi…
Sen, Müslümanlığın göklerde olduğu bir devrin çocuğu
olduğun için talihsizdin…
Öyle bir dünyaya açtık gözlerimizi…
Sen, ben, biz, hepimiz…
Kimileri kucağında yavrusunun cesediyle, kimileri
elindeki rakı kadehiyle girdi yeni yıla…
Kimileri yarınsız bir ömrün nerede sonlanacağının,
kimileri biletine vuran ikramiyenin hesabını yapıyordu…
Birilerine tiksinilecek kahkahalar, sana anne feryatları
düştü…
Birilerine yüz kızartan kutlamalar, sana göz yaşını bile
kurutan mâtemler düştü…
Gökyüzüne buradan neşeli şarkılar, oradan ağıtlar
yükselirken…
Yüreğinin yangınını söndürür mü zulmü lânetleyen rutin
beyanatlar?
Bilmem bağrına değen kurşunlar mı, içine düştüğün
yalnızlık mı kanatıyor vicdanını?
Sana uzanan kâfir eli mi, yoksa uzanmayan mü’min eli mi,
böğrüne hançer saplayan?
Ey peygamberler diyârı…
Bilmem ötede duyarsız kalplerimizi affeder misin?
O vâdedilen günde bakabilir miyiz anaların yüzüne?
Yüzümüze çarpılır mı buradaki ihânetimiz?
Ama şunu bil Gazze…
Sana uzanan eller, bundan çok önceleri Müslümanlık
bilincimizi bombalamıştı…
Nebî’nin (s.a.v) bizi ikaz ettiği dünya sevgisi içimizde
böylesine kökleşmişse…
Baştan ayağa dünya kesilmişsek…
Kahrolası bir bencilliğin pençesinde kıvranıyorsak…
Zulüm, vicdanımızın derinliklerinde bir kıpırtı bile
hâsıl etmiyorsa…
Acılanmayan kalpleri bir yük gibi sinemizde taşıyorsak…
Anne çığlıklarının benliğimizdeki yankısı bir haber
bülteni süresini geçmiyorsa…
Bombalanmış olan sen misin, bilincimiz mi ey Gazze?
Ben, evlatlarının şehâdetine üzülmüyorum; o herkese
nasip değil zaten…
Yasını tuttuğum, başımı öne eğdiren duyarsızlığımdır…
Seyrettiğimiz, Ortadoğu’nun değil, yürek coğrafyamızın
parçalanmışlığıdır.
|